İstanbul Finans Merkezi’nde Çifte Standart mı Var?
“Bir dönemin yöneticileri şimdi ihale patronu mı oldu?”

İstanbul Finans Merkezi (İFM), Türkiye’nin vitrin projelerinden biri olarak tanıtılıyor. Ancak son günlerde kulislerde dolaşan bazı iddialar ve çarpıcı sorular, bu merkezin gölgesinde bir çıkar ilişkisi ağı mı kuruldu sorusunu gündeme taşıyor.
Geçmişte İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde (İBB) kritik görevlerde bulunmuş bazı isimlerin, şimdi özel şirketler aracılığıyla İFM ihalelerine doğrudan ya da dolaylı olarak girdiği öne sürülüyor. Bu isimlerin bir kısmı, İBB’de görev yaparken “dava adamı” kimliğiyle ön plana çıkan kişilerdi.
■Peki, kamu görevi sırasında gösterilen hassasiyet ve “dava” söylemi, şimdi neden sorgulanır hale geldi?
■İhalelere giren bu yapıların bağlantıları gerçekten bağımsız mı?
■Özel sektörde görünse de arka planda kamu kaynaklarının aktarımı mı söz konusu?
İddialar Neler?
Bir dönem İBB’de üst düzey görevde olan bir ismin, şimdi büyük ihalelere giren bir yapının perde arkasında yer aldığı iddia ediliyor.
Aynı dönemin başka bir yetkilisinin ise şu anda İFM’de satın alma süreçlerinde aktif bir rol üstlendiği ve “bazı firmaların önünü açtığı”, bazılarına ise sistematik şekilde engel koyduğu konuşuluyor.
Söz konusu pozisyondaki bir çalışanın, bu ilişkileri sorguladığı gerekçesiyle görevden alındığı ve adeta cezalandırıldığı ileri sürülüyor.
İktidar-Yandaş Dengesi: Siyasi Bağlantılar Nereye Kadar Masum?
En dikkat çekici soru ise şu:
Aynı konumda bulunan bazı isimler, muhalefet döneminde “yolsuzluk ve usulsüzlük” suçlamalarıyla yargılanırken, şimdi iktidar çevresine yakın görülen benzer kişiler neden bu süreçlerin dışında tutuluyor?
Kamu vicdanı şu soruları soruyor:
Siyasi bağlantılar, bazılarını dokunulmaz mı kılıyor?
Geçmişte “dava” uğruna mücadele eden bu isimler, şimdi hangi “davanın” ihalesindeler?
CHP ile iş yapan bir isim gözaltına alınırken, aynı süreçte iktidara yakın isimlerin ihalelere rahatça girmesi nasıl açıklanır?
İtibar ve Şeffaflık Sınavı
İstanbul Finans Merkezi gibi devasa bir proje, ancak şeffaflık ve denetlenebilirlik ilkeleriyle anlam kazanabilir. Aksi halde, bu proje bir yatırım ve kalkınma modeli olmaktan çıkar, “rantiye merkezi” algısına dönüşür.
Tüm bu gelişmeler ışığında kamuoyunun ve ilgili kurumların cevap aradığı temel talep şudur:
“Bağlantısı kim olursa olsun, her ihaleye eşit mesafede, adil ve denetlenebilir bir sistem kurulmalı. Yoksa inşa edilen bina değil, güvensizlik olur.”






Bir Cevap Yazın