FETÖ Dosyası Yunanistan’da Çatladı: Atina, “Siyasi Sığınmacı” Dönemini Kapattı

Yunanistan, 2016’daki darbe girişiminin ardından Türkiye’den kaçan ve yıllar boyunca “siyasi sığınmacı” statüsüyle ülkede yaşayan FETÖ yapılanması mensubu Türk vatandaşlarına yönelik politikasında köklü ve sarsıcı bir kırılmaya gitti. Atina yönetimi, aralarında örgütün çekirdek kadrolarına yakın isimlerin de bulunduğu çok sayıda kişinin oturum izinlerini iptal etmeye başladı. Kararların gerekçesi ise son derece net ve sert bir ifadeyle kayda geçti: ulusal güvenlik tehdidi.

Bu iptaller, klasik göçmenlik veya iltica prosedürlerine dayanmıyor. Yunan makamları, kararlarını sığınmacılara ve hatta avukatlarına dahi içeriği açıklanmayan, Ağustos–Ekim 2025 tarihli üç ayrı “gizli belgeye” dayandırıyor. Yunan hukukunda bu yöntem istisnai bir uygulama ve yalnızca devletin doğrudan güvenliğini ilgilendiren, istihbarat ve karşı istihbarat risklerinin söz konusu olduğu durumlarda devreye sokuluyor. Bu da Atina’nın meseleyi artık bir insan hakları veya iltica başlığı altında değil, devlet egemenliği ve iç güvenlik meselesi olarak ele aldığını gösteriyor.

Yunan güvenlik birimlerinin değerlendirmelerine göre, FETÖ mensupları yalnızca Türkiye’ye karşı faaliyet yürüten sürgün aktörler olmaktan çıktı. İddialara göre bu yapı, Yunanistan’da da kapalı hücreler halinde örgütlendi, kendi iç iletişim ağlarını kurdu ve zamanla CIA ve Mossad’la temaslı faaliyetler yürütmeye başladı. Yunan makamlarının en fazla rahatsız olduğu nokta ise bu temasların Atina’nın bilgisi ve denetimi dışında gerçekleştiği, hatta Yunan devlet kurumları ve güvenlik yapıları hakkında bilgi sızdırıldığı şüphesi oldu. Bu noktada Yunanistan açısından mesele, müttefik istihbarat servisleriyle olağan temas sınırlarını aşan, ülkeyi başkalarının operasyon sahasına dönüştürebilecek bir tabloya evrildi.

Atina’nın refleksi tam da burada sertleşti. Yunan istihbaratı, kendi topraklarında, kendi kontrolü dışında hareket eden ve birden fazla yabancı aktörle temas kuran yapılanmaları “kontrol dışı aktör” olarak tanımlıyor. FETÖ’nün yapısal karakteri de bu algıyı besledi. Örgüt, gittiği ülkelerde yalnızca korunmayı değil, konumlanmayı, ilişki kurmayı ve sahip olduğu bilgiyi pazarlamayı bir yöntem olarak kullanıyor. Bu durum, uzun süre Türkiye karşıtlığı üzerinden tolere edilen bir varlığın, doğrudan Yunan devletinin güvenliğini tehdit eder hale gelmesi anlamına geldi.

Bu dosyanın yalnızca FETÖ ile sınırlı kalmaması da dikkat çekici. Aynı dönemde PKK ve DHKP-C ile bağlantılı olduğu değerlendirilen kişilerin de oturum izinleri iptal ediliyor, yeni başvurular kabul edilmiyor. Bu durum, Yunanistan’ın Türkiye kaynaklı tüm örgütlü ve devlet dışı yapıları artık ideolojik ayrımlara göre değil, tek bir güvenlik çerçevesi içinde değerlendirmeye başladığını gösteriyor. Atina açısından artık fark etmiyor: İslamcı, solcu, etnik ya da farklı bir ideolojik arka plan… Eğer yapı örgütlü, sınır aşan ve kontrolsüzse, sistem dışına itiliyor.

Bu sertleşmenin arka planında yalnızca istihbarat şüpheleri yok. Son yıllarda Yunanistan’da, aralarında Türk vatandaşlarının da bulunduğu kişilerin mafya faaliyetleri, uyuşturucu trafiği, fuhuş ağları, insan kaçakçılığı ve casusluk olaylarına karıştığına dair dosyalar hızla kabardı. Balkan suç örgütleriyle kurulan ilişkiler, sahte şirketler, göçmen rotaları ve finansal akışlar, Yunan güvenlik birimleri açısından ideolojik örgütlerle kriminal ağlar arasındaki çizgiyi neredeyse tamamen sildi. Devletin baktığı yer artık net: Kim kiminle temas halinde, kimden para alıyor, kim adına bilgi topluyor.

Bu nedenle FETÖ, PKK ve DHKP-C dosyalarının aynı güvenlik dalgası içinde ele alınması tesadüf değil. Bu, Atina’nın yıllardır sürdürdüğü “politik sempati” ve “Türkiye karşıtlığı üzerinden risk alma” döneminin kapandığını gösteriyor. Yunanistan, bir yandan kendi egemenlik alanını yeniden tahkim ederken, diğer yandan AB ve NATO’ya da açık bir mesaj veriyor: “Topraklarım kimsenin arka bahçesi değil.”

Bu adımlar aynı zamanda Türkiye–Yunanistan ilişkilerinde sessiz ama derin bir kırılmaya işaret ediyor. Atina, yüksek sesle konuşmadan, diplomatik polemiklere girmeden, sahada ve bürokraside pozisyon alıyor. Türkiye’ye doğrudan bir jest yapılmıyor; ancak Türkiye’nin yıllardır dile getirdiği güvenlik risklerinin, Yunanistan tarafından artık bizzat tecrübe edildiği anlaşılıyor.

Ortaya çıkan tablo şu: Yunanistan, FETÖ’yü artık bir “siyasi mülteci meselesi” olarak değil, çok aktörlü, çok bağlantılı ve öngörülemez bir güvenlik riski olarak görüyor. Aynı yaklaşım PKK, DHKP-C ve kriminal yapılara da uygulanıyor. Atina, ideolojik etiketleri bir kenara bırakmış durumda; devlet dışı, örgütlü ve sınır aşan her yapıyı, kim adına çalışırsa çalışsın, sistemin dışına itmeye kararlı.

Bu dosya, yalnızca FETÖ’nün Yunanistan’daki geleceğini değil, Yunanistan’ın devlet aklının nasıl değiştiğini de gösteriyor. Ve şu cümleyle özetleniyor:

Atina artık başkalarının kavgasında taraf olmayı değil, kendi güvenliğini öncelemeyi seçiyor. Bu tercihin etkileri, önümüzdeki dönemde yalnızca Yunanistan’da değil, Türkiye–AB–NATO hattında da uzun süre hissedilecek.

Bir Cevap Yazın

Trending

Sokak Analiz Medya sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin